Kongrenin Amacı
Üniversiteler, günümüzde hızlı bir biçimde elit eğitiminden kitle eğitimine geçmişlerdir. Türkiye’de üniversitesi olmayan il kalmamış ve sayıları 130’u aşmıştır. Buna rağmen üniversitelerin önünde yığılmalar yaşanmaktadır. İş dünyası, yaratıcı, iyi yetişmiş, rekabetçi insan gücüne ihtiyaç duymaktadır. Diğer yandan yanlış yerleştirmeler, üniversiteye girdikten sonra meslek/bölüm değiştirmelere neden olmakta, işini sevmeyen ve başka işler yapan mezunlar yetişmektedir. Ortaöğretimin homojen nitelikte ve başarılı olarak verilememesi, dershane sektörünün aşırı büyümesini ve eğitim maliyetinin sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Yüksek Öğretim Kurulu’nun “Türkiye’nin Yüksek Öğretim Stratejisi”nde:
“Küresel bilgi toplumu içindeki yarışma, çoklu beceriye ve yaşam boyu öğrenme kapasitesine sahip olan işgücüne gereksinmeyi artırmıştır. Küreselleşmiş bilgi toplumundaki bir kişiden; inisiyatif alması, sorumluluk üstlenmekten çekinmemesi, takım çalışmasına açık olması, çoğulcu ve özgür düşünceye ve insan haklarına saygılı olması, toplumsal ve bireysel düzeyde sanat ve kültür bilincine sahip olması beklenmektedir.”[1] ifadesine yer verilmektedir. O nedenle üniversiteye giriş sisteminin Türkiye’nin 2023 vizyonu ve hedefleri çerçevesinde, 15 yıl sonrasını öngörecek şekilde sorgulanması ve uzun dönemli çözümler üretilmesi kaçınılmazdır. AB’ye üyelik hedefi de dikkate alındığında ÖSS sisteminin ilgili paydaşlarının görüşlerini de değerlendirerek yeni açılımlar sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda Türk yükseköğretiminin mevcut potansiyelinin etkin kullanımı ile yurt dışına da daha fazla arz yaratarak-gelişmesi ve uluslararasılaşması hızlanacaktır. O nedenle, Türkiye’nin 2023 vizyonunda üniversiteye giriş sisteminin dünya yükseköğretimindeki gelişmeleri de izleyecek şekilde tartışılması Kongrenin amacını oluşturmaktadır. Bu Kongre Atılım Üniversitesi’nin Türk yükseköğretimine ilişkin yaptığı 3. Kongre olmaktadır.
2023 Vizyon Kongrelerinin bu yılki teması ise “Üniversiteye Giriş Sistemi; Sorunlar, Öneriler ve Çözümler”ini tartışmaktır.
DURUM TESPİTİ VE AMAÇLAR
Yükseköğretim kurumlarının yetiştirmesi gereken öğrenci sayısı büyük ölçüde ortaöğretim arzıyla ilişkiliyken, verilecek eğitimin niteliği ortaöğretimin kalitesinden etkilenmektedir. Bu nedenle, yükseköğretim sisteminin performansını analizden önce, ortaöğretim arzının niteliğini ortaya koymak gerekli olmaktadır.
Genel olarak, ortaöğretim başarısını ve değişik lise türleri arasındaki başarı farklılaşmasını değerlendirmek için ÖSS’ye giren öğrencilerin sınavda çözdükleri net soru ortalamaları ilginç sonuçlar vermektedir. Nitekim, öğrencilere sorulan her kategori soru kendi içinde ayrı ayrı değerlendirildiğinde öğrencilerin % 91’i mevcut sistemden memnun olmadıklarını, % 84’ü çok sık ya da zaman zaman sınavı başaramama kaygısı taşıdıklarını, % 82’si ailesini hayal kırıklığına uğratma endişesi içinde olduklarını, %76’sı ise sınava hazırlık dolayısıyla yaşamdan hiç ya da yeterince zevk almadıklarını belirtmektedirler.[2]
Ortaöğretim kalitesi hakkındaki nesnel ve öznel değerlendirmeler, bu kademenin kalite bakımından önemli sorunlar taşıdığını, öğrencilere yükseköğretim için yeterli temel sağlayamadığını ortaya koymaktadır. Üniversiteye giriş sınavı, öğrencileri, yeterliliklerini gözönüne almadan, sadece aralarındaki sıralamaya bakarak yükseköğretim kurumlarına yerleştirebilmektedir. Seçme sınavını kazananların yetersizlikleri, büyük ölçüde gözardı edilmektedir. Yükseköğretim de ortaöğretimin yetersizliğinin sonuçlarıyla baş başa bırakılmaktadır.
Ortaöğretim kurumlarından mezun olanlardan yükseköğretime geçmek isteyenlerin seçimi, ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Bazı ülkeler, girdi yerine çıktıları esas alan bir modeli benimsemekte, adaylar bir giriş sınavına tabi olmak yerine, öğrenimleri sırasında elemeden geçirilmektedirler. Türkiye ise elemeyi, kendi eğitim sisteminin tarihsel gelişmesi çerçevesinde girişte yapma yolunu benimsemiştir. Türkiye’de yükseköğretim kurumlarının toplam kapasitesinin, lise mezunlarının sayısına ve yükseköğretim talebine paralel bir artış göstermemesi, üniversiteleri önceleri ayrı ayrı, bilahare merkezi sınavla öğrenci seçme ve yerleştirme yöntemlerini aramaya zorlamıştır. Liselerden yeni mezun sayısı her yıl yaklaşık 650-800 bin kişiyi bulmaktadır. Yükseköğretime olan yoğun talep artarak devam etmektedir.
Türkiye’de öğrenci sayısının fazla oluşu ve büyük sayılardaki öğrenciye güven sorunu yaratmayacak bir sınav yapabilmek için çoktan seçmeli sorulara dayanan merkezi bir sınav yapılması yolu seçilmiştir. Üniversiteye giriş sınavı öncelikle, çok sayıdaki aday arasından, kontenjanlara uygun sayıyı belirlemeyi hedeflemektedir. Sistemin merkeziyetçi yapısı ve kalitesine ilişkin sorunların yükseköğretimin rekabet edebilirliğini ve toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilme kapasitesini olumsuz yönde etkilediğine ilişkin tespit ve eleştrilere 9’uncu Kalkınma Planında da yer verilmiş ve eğitim sisteminin geliştirilmesi bakımından taşıdığı önemin üzerinde durulmuştur. Ülkemiz, seçme sınavı yönünden dünyanın bir çok ülkesine model olabilecek bir merkez (ÖSYM) oluşturmuş ve bu merkez tarafından yürütülen bir sınav sistemi geliştirmiştir. Sınavın, bugünkü uygulama biçimine bir çok aşamadan geçtikten sonra ulaşılabilmiştir. Nitekim, sistem kendi içerisinde değişim ve gelişim göstermeye devam etmektedir. Meslek yüksekokulları bakımından sağlanan sınavsız geçiş hakkının, bugün sayıları 130’a varan üniversiteler için de söz konusu olacağı öngörülmektedir.
Ülkemizde merkezi olarak uygulanan öğrenci yerleştirme sınavı (ÖSS), iki temel amaca yöneliktir: 1) Adaylar arasından başarı ve yetenekte üstün olanları seçme, 2)Yükseköğretime devam edebilmek için gerekli asgari bilgi ve beceri donanımına sahip
olanları belirleme. Öğrenci seçme sınavının amacı; genel olarak, ortaöğretim mezunları arasından, yükseköğretim programlarında daha başarılı olabilecek yetenekli öğrencilerin seçilmesinde ve bunların yükseköğretim programlarına yerleştirilmesinde kullanılacak farklı nitelikte puanların nesnel yolla elde edilmesidir. Halen uygulanmakta olan sistemin başarmak isteyip de başaramadığı amaçlar da Kongre’nin konuları arasında yer almaktadır.
Ortaöğretimden yükseköğretime geçişin bir seçme sınavıyla yapılmasının yarattığı yan etkilerden biri, uygulanmakta olan öğrenci seçme sınavı ile adaylar bir programa yerleştirilirken, bu programı tercih edenler arasında, sadece puan üstünlüğünün esas alınmasıdır. Aday, çoğu zaman kendi ilgi ve yeteneklerini gözardı ederek, aldığı puana göre, gelecekte belki hiç ilgi duymayacağı meslek alanına yerleştirilebilmektedir.
Sınav sisteminin yol açtığı yarış nedeniyle, ortaöğretimde sınav amaç, eğitim araç durumuna getirilmiştir. Eğitim sistemi sınav odaklı hale gelmiştir. Hatta o kadar ki konu uzmanları tarafından “Hayatımız Sınav” isimli TV programları haftalık yapılmaktadır. Oysa ki, insan kaynaklarının geliştirilmesini desteklemek üzere, yaşam boyu eğitim yaklaşımıyla ve bütüncül olarak ele alınacak bir eğitim sistemine ulaşılması hedeflenmektedir.[3] Bu kapsamda, sistemin etkinliği, erişilebilirliği ve fırsat eşitliğine dayalı yapısının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Sınavın çoktan seçmeli test oluşu, 195 dakikada çok soru çözmeyi gerektirmesi, tüm eğitim sisteminin buna göre biçimlenmesine neden olmuştur. Müfredat dışı okuma, sosyal ve öteki uğraşlar, değişik faaliyet ve projelere katılım, üniversiteye giriş sınavı açısından bir zaman kaybı olarak görülmektedir. Bu nedenle, sistem; kendini ifade etmekte zorlanan, sorun çözme becerisi yeterince gelişmemiş, sosyal etkinlik deneyimi yetersiz olan, toplumdan kopuk, ortaöğretimin temel amaçları ile yoğrulmamış lise mezunu profilinin yetişmesine ve sürdürülmesine yol açmaktadır.
Ortaöğretimden yükseköğretime geçişte izlenen ve sınava odaklanan eğitim sürecinin bir başka yansıması da, doğrudan adayların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi ile ilgilidir. Türkiye’de sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin çok yüksek olduğu bilinmektedir. ÖSS, öğrencinin yeteneğini ve bilgisini nesnel olarak ölçen bir sınavdır. Kuşkusuz böyle bir sınavdan bu tür eşitsizlikleri gidermesini beklemek doğru değildir. Ancak bu saptama, sınav sonuçlarının öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına yerleştirilmesinde belirleyici rol oynadığı ve bu eşitsizliğin sürdürülmesine katkıda bulunduğu gerçeğini göz ardı etmenin de gerekçesi olmamalıdır.
Öğrencilerin kendilerini yeniden eğitme talebinin karşılanması “özel dershaneler” eliyle olmaktadır. Yükseköğretime ilişkin kapasite arzı yükseltilemedikçe yükseköğretim önündeki yığılma artmakta, buna koşut olarak da özel dershane sektörünün genişlemesi hızlanmaktadır. Kurucularının görüşlerine göre dershanelerin iki temel amacı bulunmaktadır:
1) Öğrencilerin bilgi eksikliklerini gidermek, 2) Hızlı düşünme ve hızlı soru çözme becerisi kazandırmak.Söz konusu amaçların sistem içinde kazandırılmaması da ayrıca bir sorun alanı olarak çözüm beklemektedir.
2005-2006 eğitim-öğretim yılı itibariyle, dershaneye devam eden öğrenci sayısı 940.928 olup dershane sektöründe 51.692 öğretmen görev yapmaktadır. Dershane başına ortalama beş yardımcı personelin bulunduğu varsayımı altında, bu sektördeki toplam istihdam edilen sayısının 70.000 civarında olduğu kestirilebilir.Son yıllar içinde dershane sayısındaki artış hızlanmış ve sayıları 4000’e yaklaşmıştır. Kısaca ortaöğretimde yetişme maliyeti, aynı eğitim türü için devlet harcaması+dershane harcaması+özel harcama olarak artmakta ve pahalılaşmaktadır. Üniversite seçme sınavlarının da katkısıyla ortaya çıkan öğrenim eksikliklerini tamamlamanın tek yolu “ özel dershaneler” olmamaktadır. Bu yola göre daha pahalı olan bire-bir özel eğitim gibi bir alan daha gelişmektedir. Bu ikinci yol, birinci yola göre çok daha büyük ölçüde vergi açısından kayıt dışı kalmaktadır.
Eğer bir ülkede ortaöğretim homojen nitelikte ve başarılı olarak verilemiyorsa, eğitimdeki açıkları kapatmak için, “özel dershane” sektörünün genişlemesi beklenen bir gelişmedir; ancak, Türkiye’de dershane sektörü konusunda yaşanmakta olan eleştiri yoğunlaşması, bunların ortaöğretim kurumları üzerinde yarattığı olumsuz etkiler yüzünden olmaktadır. Dershane sektörü devletin ortaöğretim kurumlarındaki iyi yetişmiş öğretmenleri kendine kanalize etmektedir. Ayrıca, sınavların tek amaç haline gelmesi sonucu, öğrencilerin okullarına devam etmeyerek dershanelere gitmesi ve ortaöğretimin son sınıflarını boşaltan etkiler yaratmasına yol açmaktadır. Bu tür bir etkileşme sonucu, “özel dershaneler”, ortaöğretimin açıklarını kapatacak bir işlev görmek için yola çıkarken, ortaöğretimin kalitesini daha da düşüren etkiler yaratmakta, kendine olan gereksinmeyi güçlendirmektedir. Bu nedenle bu kesimin de işlev ve gelecek açısından sorgulanmaları kaçınılmazdır. Ayrıca 2023 vizyonu çerçevesinde bu kurumların yeniden yapılandırılmaları ve özel liseler haline dönüştürülmeleri tezi de tartışmaya açılmalıdır.
Getirilen eleştirilerin bir başkası ise, seçme sınav sisteminin topluma ve ailelere maliyeti noktasında ortaya çıkmaktadır. Diğer bir deyişle günümüz koşullarında öğretmenler ve okul yöneticileri dershaneye ihtiyaç bırakmayacak bir öğretim verme iddiasını taşıyamamaktadırlar. Böylece eğitime ayrılan kaynaklar verimsiz kullanılmakta ve eğitimden beklenen amaçlara ulaşılması mümkün olamamaktadır.
Kongre, yukarıda özetlenen Türkiye’nin AB’ye 2023 vizyonu ve ulaşmayı öngördüğü hedefler ile üyelik amacı çerçevesinde üniversiteye giriş sisteminin bugünkü durumu, sorunları, iyileştirilmesi ve gelecekteki sistem için yapılması gerekenler ve yeniden yapılanmayla ilgili önerileri tartışarak; Türk yükseköğretiminin gelişmesine ve daha fazla dışa açılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.
[1] Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, Şubat 2007, s.39.
[2] Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013), s.85. Bkz. 1 Temmuz 2006 gün ve Sayı: 26215 sayılı RG.
http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/plan9.pdf
[3] Türkiye’nin iş ve insan kaynakları sitesi (yenibiris.com)’un İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa’da 1018 kişi ile yaptığı “İşte mutluluk“ araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 68’i sevdiği bir işi yapmadığını belirtmişlerdir. Aynı araştırmaya gore, yüzde 56’lık bir kesim ise, eğitimini aldığı meslek dışında başka bir işte çalışmaktadır. (Radikal, 5 Aralık 2008) Bu çalışma bireyin ilgi ve yeteneğine gore meslek seçiminin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
